ForumHayali.Com  

Geri Git   ForumHayali.Com > Kadınca > Anne ve Çocuk > Çocuk Masalları


Keloğlan Dağ Aslanı - Serdar Yıldırım


Kullanıcı Etiket Listesi

    
 
LinkBack Seçenekler Görüntüleme stilleri
Alt 12 Ocak 2026, 19:40   #1
Çevrimdışı
Serdar Yıldırım
 
Kayıt Tarihi: 27 Mayıs 2023
Üye No: 67
Yaş: 66
Mesajlar: 119
Konular: 78
Cinsiyet: Erkek
REP Gücü : 4
REP Puanı: 51
Alınan Beğeniler: 4
Verilen Beğeniler: 7
Varsayılan Keloğlan Dağ Aslanı - Serdar Yıldırım

KELOĞLAN İLE DAĞ ASLANI
Bir varmış iki yokmuş, üç varmış beş yokmuş. Evvel zamanda Keloğlan'la anası varmış. Keloğlan küçükken çalışmayı sevmezmiş, büyüdükçe çalışmayı sevmemeye devam etmiş. Evde yatar uyurmuş, tarlaya gitse uyurmuş. Bir gün anası Keloğlan'a kızmış: " Oğlum, on koyunumuz var, bari onları götür otlasınlar. Bir işe yara. " demiş.

Bunun üzerine Keloğlan anasının sözünü dinlemiş, koyunları alıp dağa çıkmış. Koyunlar otlarken Keloğlan uyuya kalmış. Koyunlar almış başını gitmiş. Neden sonra Keloğlan uyanmış. Bakmış koyunlar yok, sağa sola koşmuş, koyunları aramış ama boşuna, çaresiz eve dönmüş.
Keloğlan'ın koyunları kaybettiğini öğrenen anası sopasını eline alıp, Keloğlan'ın üstüne yürümüş. Keloğlan kaçmış, anası kovalamış: " Keltoroş seni, on koyun güdemezsin, en büyük benim dersin. Koyunları bulmadan eve dönme. " diyerek arkasından bağırıp çağırmış.

Keloğlan anasından kurtulduktan sonra uyuyup kaldığı yere gitmiş. Koyunların izini aramış. Çok uzaklardan gelen bir mee sesi duymuş. Koyun melemesi karşıki kayalıktan geliyormuş. Kayalığa doğru yürümüş, melemeler çoğalmış. Oradaki bir mağaraya girmiş ve koyunları bulmuş.

Bu mağara bir dağ aslanının mağarasıymış. Keloğlan'ın mağaraya girdiğini gören dağ aslanı Keloğlan'ın üstüne atılmış ve onu yakalayıp koyunların yanına bağlamış. Keloğlan dağ aslanından aman dilemiş: " Ey dağ aslanı, ben ettim sen etme. Seni rahatsız ettim, kusura kalma. Bir anam var koyunları ister. Büyüklük göster, sal bizi, bırak yolumuza gidelim. "
Bunun üzerine dağ aslanı: " Sus, sessizce otur orada. Hem kafan kel hem de çok konuşuyorsun. İki günde bir koyun yesem yirmi günde koyunlar biter. Sonra sıra sana gelecek. Acaba seni nerenden yemeye başlasam? Cevaplamam gereken zor bir soru bu. "
Keloğlan bakmış olacak gibi değil, dağ aslanı laftan anlamaz. Bir kurnazlık düşünmüş: " Sayın dağ aslanı, siz bu dağın kralısınız ve burası sizin sarayınız. Bu saray çok kirli. Ellerimi çözün sadece bir ayağım bağlı kalsın, her yeri silip süpüreyim. "
Dağ aslanı: " Doğru, ben bu dağın kralıyım. Burası beni sarayım. Saraylar kirli olmaz. "

Dağ aslanı Keloğlan'ın ellerini çözmüş. Keloğlan hemen temizliğe başlamış. Bir saat sonra dağ aslanı gidince Keloğlan ayağındaki ipi çözmüş. Koyunlarla birlikte mağaradan kaçıp gitmiş. Keloğlan'ın koyunlarla geldiğini gören anası onları çoşkulu bir şekilde karşılamış. Keloğlan'ı yanaklarından öpmüş, koyunları ağıla kapamış. Daha sonra Keloğlan'la anası geceyi geçirmek üzere evlerine çekilmişler.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım

Esra Şaşmaz İle Masal Zamanı: Keloğlan ile Dağ Aslanı - Habertürk TV



 
Alt 03 Mart 2026, 20:45   #2
Çevrimdışı
Serdar Yıldırım
 
Kayıt Tarihi: 27 Mayıs 2023
Üye No: 67
Yaş: 66
Mesajlar: 119
Konular: 78
Cinsiyet: Erkek
REP Gücü : 4
REP Puanı: 51
Alınan Beğeniler: 4
Verilen Beğeniler: 7
Varsayılan Yanıt: Keloğlan Dağ Aslanı - Serdar Yıldırım

KELOĞLAN DEV FARE
Bir varmış, bir yokmuş. Bir dev fare varmış. Aha manda kadarmış.
Fare, fare, dev fare, nasıl geldin bu hale?
Ne yedin de böyle oldun, bir göründün, bir kayboldun.
" Dağda, bayırda gezerim, ne bulursam onu yerim.
Kedilerin düşmanıyım, yakalarsam kedi de yerim. "

Aman fare, yaman fare, başı büyük, kocaman fare.
Sakın kasabaya gitmeyesin, insanları üzmeyesin.

" Aman insan, yaman insan, başı küçük, kösemen insan.
Kasabaya gidiyorum, insanları üzüyorum. "

Dev fare arkasında yüzlerce normal fare olduğu halde kasabaya giriş yapmış. Şarkılar söyleyerek sokaklarda gezmişler. Ortalıkta ne bir insan, ne bir kedi görünmüyormuş. Dev fare ve arkadaşları, bu kasabada günlerce kalmışlar. Kilerlerde, ambarlarda ne varsa yiyip bitirmişler.

Bir gün kasaba dışındaki yolda nöbet bekleyen fareler, ileriden gelen kel kafalı bir genci görmüşler. Durumu dev fareye bildirmişler.
Dev fare: " Sakın bu Keloğlan olmasın? Adını çok duydum ama kendisini hiç görmedim. Gidin sorun bakalım kimmiş, neyin nesiymiş? Eğer bu Keloğlan ise, yandığımızın resmidir. Bizi bir dakika bu kasabada tutmaz, bilmiş olasınız. "
Bunun üzerine oradaki farelerden biri: " Aman efendim, siz neler söylüyorsunuz? Gelen Keloğlan olsa ne olacak? Bize ne yapabilir ki? İzin verin onu geldiği yere kadar kovalayalım. "
Dev fare: " Kimi kovalıyorsun? Keloğlan senden, benden kaçar mı sanıyorsun? O korkmaz, korkutur. Yenilmez, yener, ezilmez, ezer. Kaybettiği görülmemiştir. "
Farelerden biri gitmiş ve az sonra geri dönmüş. Gelen genç Keloğlan'mış. Dev fare Keloğlan'ın karşısına çıkmış. Onu saygıyla selamlamış. Hoş geldiniz, demiş.

Dev fareyi görünce Keloğlan'ın aklı başından gitmiş. Çok korkmuş, bir ağacın arkasına saklanmış: " Uy anam, o neydi öyle? Kocaman, öküz kadar! Etraf fare dolu. Bu onların babası olsa gerek. Öküz faresi mi desem, fare öküzü mü desem? Beni yakalarsa yer bu ya. Yandım ki hem ne yandım. " diye söylenirken, dev farenin sesini duymuş:
" Keloğlan Bey, saygıdeğer Keloğlan Bey, nasılsınız, iyi misiniz? "

Bunun üzerine Keloğlan önce saklandığı ağacın arkasından başını çıkarmış, durum vaziyetini kontrol etmiş, ortamın müsait olduğunu görünce ortaya çıkmış. Bakmış dev fare karşısında el pençe, divan duruyor: " Seni gidi minik, beni niye korkuttun bakayım? Gel buraya kulaklarını çekeyim. "
" Aman efendim, ben kim, sizi korkutmak kim? Asıl ben sizden çok korkuyorum. "
" Yapma ya..! Minik, benden niye korkuyorsun çabuk söyle bakalım? "
" Sizi tanımayan, Keloğlan adını bilmeyen yoktur. Ben dağdan geldim. Oralarda herkes sizin başınızdan geçen olayları anlatıyor. İnanın sizin hikayelerinizi dinleyerek büyüdüm. "
" Büyümüşsün ama fazla büyümüşsün. Bundan sonra benim hikayelerimi az dinle. "
" Hani siz iyisiniz ama rakipleriniz kötüdür. Ben sizin tarafınızdan olmak istiyorum. Bugün burada olanları duyanlar beni kötü bilmesinler. Kasabalıların biraz yiyeceğini yediydik. Şu iki çuval altın zararı karşılar. Ben bu altınları dağda sebze, meyve satarak kazandım. Ayrıca kasabalılardan özür diliyorum. Şimdi dağlara dönüyorum ve bir daha dağdan inmem. "
" Yolun açık olsun, güle güle git. Kimse seni kötü bilmez, merak etme. "

Daha sonra dev fare ve öbür fareler şarkılar söyleyerek kasabayı terk etmiş. Altınlar kasabalının zararını karşılamış. Kasabalılar, Keloğlan için, eğlenceler düzenlemişler, ziyafetler vermişler. Böylece Keloğlan kasabalıları farelerden kurtarmış olmuş.

SON


 
Alt 03 Mart 2026, 20:49   #3
Çevrimdışı
Serdar Yıldırım
 
Kayıt Tarihi: 27 Mayıs 2023
Üye No: 67
Yaş: 66
Mesajlar: 119
Konular: 78
Cinsiyet: Erkek
REP Gücü : 4
REP Puanı: 51
Alınan Beğeniler: 4
Verilen Beğeniler: 7
Varsayılan Yanıt: Keloğlan Dağ Aslanı - Serdar Yıldırım

KELOĞLAN DENİZLER PADİŞAHINA KARŞI
Bir Keloğlan varmış. Bu Keloğlan'ın saçı yokmuş ama aklı çokmuş. Herkesle fikir yarıştırmayı sever bunu bir oyun haline getirirmiş. Kendi köyü Alaca komşu köyler Bulaca Kulaca ve Suluca'da yapılan düğünlere davet edilir ve akıl-fikir yarışmalarında ilk sırayı kimselere bırakmazmış. Mümkün mü Keloğlan'la akıl-fikir yarıştırmak? Keloğlan sorusunu sordu muydu yarışmacılar dilsiz kesilirmiş.

Bulutlar yere inse yer göğe çıksa insanlar hangi katta bulunurlar?
Yanan bir ateşin dumanı görünmese bunu kim anlar?
Eller ayaklarla yer değiştirse yürümek nasıl olurdu?

Asıl adı İbrahim olan Keloğlan zekasının çokluğuyla her zaman öğünen denizler padişahı ile akıl-fikir yarıştırmak için yola çıkmış. Keloğlan yolda iki adama rastlamış. Adamlar hararetli bir şekilde tartışmaktaymış. Keloğlan bir süre adamların tartışmasını izledikten sonra araya girmiş: “ Durun ağalar etmeyin eylemeyin. Şu koca dünyada bu dağ başında neyi paylaşamazsınız? “

Keloğlan’ın araya girmesiyle adamlar sakinleşmiş. Adamlardan biri Keloğlan’a sormuş: “ Arkadaş nerelisin adın ne? “
Keloğlan: “ Şu dağın ardında kalan Alaca köyündenim. Herkes bana Keloğlan der. Söyleyin bakalım ağalar nereden gelir nereye gidersiniz? Adınız nedir bir öğrenelim. “
Adamlardan biri: “ Keloğlan adını duymuşluğum vardı. Benim adım Hacivat kardeşliğimin adı Karagöz’dür. “
“ Vay Hacivat ve Karagöz!.. Ben de sizin adınızı duymuştum. Nükteli konuşmalarınızla etrafınızdakileri güldürürmüşsünüz “ diyen Keloğlan iki ayrılmaz dostla kucaklaşmış. Daha sonra Karagöz sormuş: “ Keloğlan sen köyünden çok uzaktasın. Nereye böyle? “

Bunun üzerine Keloğlan olanı-biteni anlatmış ve sonunda denizler padişahı ile akıl-fikir yarıştırmak için yola çıktığını söylemiş. Keloğlan sözlerini tamamladıktan sonra Hacivat karşısına dikilmiş: “ Be Keloğlan sende hiç akıl yok mudur? Denizler padişahını ben de bilirim. Akıl-fikir yarışında beni yeneni altına boğarım der ama kimseye beni yendin al bir çuval altını demedi kimseyi altına boğmadı. O’nun boğdurması başka türlü. Cellâtlarının eline düşenin vay haline. “
Karagöz’ün de kızgınlıkta Hacivat’tan aşağı kalır yanı yokmuş: “ Bre kellerin padişahı.. Biz Hacivat’la ikimiz senin emrindeyiz. Yeter ki o kötü fikrinden vazgeç. Bak yirminde varsın yoksun. Hayatının baharındasın. Gel gitme. “

Karagöz ile Hacivat uzun süre dil dökmüşler fakat Keloğlan’ı vazgeçirmek ne mümkün? Rüzgâr diyormuş da fırtına demiyormuş. Hayalin gerçeğe masalın efsaneye karıştığı bir anlık zaman diliminde aniden Hacivat’ın yüz hatları gerilmiş kaşları çatılmış ve konuşmaya başlamış: “ Bak Keloğlan hiç kimse kazanma ihtimalinin sıfır olduğu bir şans oyununa parasını bir ölüm oyununa hayatını koymaz. Karagöz’le beni az buçuk tanıdın. Yalan nedir bilmeyiz doğruluktan şaşmayız sırrını sırrımız bilir kimselere açmayız. Hayatını ortaya koyduğuna göre bu Denizler Padişahı senin tanıdık veya akrabana mı bir zarar verdi? “

Hacivat’ın kararlı konuşması üzerine çocukluğundan beri beynini kemiren sırrı Keloğlan gözyaşları içinde anlatmaya başlamış: “ Anam anlattıydı. Babamın adı Mehmet’miş. Köylüymüş ama çok zekiymiş. Ben küçük bir çocukken babamın çok zeki olduğunu duyan denizler padişahı babamı sarayına akıl–fikir yarıştırmak için davet etmiş. Gidiş o gidiş. Babamın kendinden daha akıllı olduğunu gören zalim babamı boğdurtmuş. Ben şimdi gidip de o zalimden babamın intikamını almaz mıyım? Bir de şöyle bir durum var. Dikkat ettim halk arasındaki konuşmalarda padişah kral imparator şah sultan diyorlar o kadar zalimler var ki aralarında. Zindanlar haksız yere işkence gören karanlık ve nemli taş odalarda ömür törpüleyen insanlarla dolu. Olur mu böyle şey? Padişahın biri ordusunu toplayıp kendi halinde yaşayan iyi insanlarla dolu bir ülkeye saldırıyor yüzlerce binlerce insanın ölümüne sebep oluyor. Sonra ne oluyor? Ülkesine yeni topraklar kattı topraklarını genişletti fethetti aldı. Böyleleri büyük padişah büyük kral namıyla anılıyor. Kızıl saçlı kızıl sakallı bir korsan olan denizler padişahı da gelecekte büyük padişah olarak anılacaksa yazıklar olsun. “

Bunun üzerine Hacivat: “ Dediğin doğru Keloğlan. Benim de dikkatimi çeker bu durum. Şu el yazması kitaplar. Yüzyıllar öncesinden kalanlar var. Tarih kitaplarında hep savaşlar var. Tarih savaş demek olmamalı. Tarih kitaplarından savaşı çıkarın geriye Karagöz ile Hacivat kalır. Öyle değil mi Karagöz’üm? “
Karagöz: “ Sen ne diyorsun Hacivat? Bir savaşı sevmeyiz. İnsanlar neden bizi tarih kitaplarına yazsınlar. “
Onların aralarındaki bu konuşma su gibi akıp gitmiş. Daha neler konuşmuşlar neler. Özellikle babasından bahsederken Keloğlan’ın yıllardır için için yanan bir volkanken aniden patlaması yüzyıllardır süregelen bir yanlışı doğruluyor nitelikte miymiş? Düşüncede bütünlük sağlamak aralarında fikir birlikteliği kurmalarına neden olacak Keloğlan’ın yanına Karagöz ile Hacivat’ı katacak yakındaki bir çiftlik sahibi onlara üç at satacak fazla eğlenmeden yola çıkılacak aradan günler haftalar geçecek denizler padişahının ülkesine giriş yapılacak deniz kenarında sarp kayalıklar üstündeki zalimin sarayına varılacak ve hoş geldin beş gittin huzura çıkılacakmış.

Artık Keloğlan denizler padişahının huzurunda Karagöz ile Hacivat salonun bir köşesinde seyirciler arasındaymış. Biraz sonra denizler padişahının davudi sesi salonda yankılanmaya başlamış: “ Benimle akıl–fikir yarıştırmak için gelen sen misin? Adın Keloğlan’mış. Saçı yok olanın aklı da yok derlerdi de inanmazdım. Aklın olsa şu kadarcık halinle benim gibi heybetli bir padişahın karşısına çıkar mıydın? “
Bu soruya Keloğlan şu cevabı vermiş: “ Padişahım saçım yoktur ama aklım çoktur. Şu kadarcık değil de bu kadarcık olsaydım bu salona sığmaz dışarı taşardım. “
Denizler padişahı Keloğlan’dan böyle bir cevap beklemediği için sağına soluna bakınmış. Salondaki bütün başlar öne eğilmiş. Keloğlan ise dimdik karşısında duruyormuş. Başı dik alnı açıkmış. Cesurmuş. Sorulacak her soruya karşılık verebilecek gibi görünüyormuş. Denizler padişahı kaşlarını çatıp Keloğlan’a doğru sert bir bakış fırlatmış. Keloğlan oralı olmamış. Bunun üzerine denizler padişahı ayağa fırlarken bağırmış: “ Rezil adam, hemen diz çök karşımda. “
“ Padişahım olur mu? Bu bir yarışma. Benim işime karışma. Şartlar eşit olacak ki tadı çıksın; Keloğlan’ın kel başında saç çıksın. Hem sen şimdi padişahlığı boş ver bir soru sorayım da bana akıl ver. Bu elimde yok bu elimde de yok. Ellerimde yok olan şeyin adı nedir? “
“ Bre densiz bu ne biçim sorudur? Cellâtlar alın bunu başımdan koparın gövdesini başından. “

İki cellât gelmiş ve Keloğlan’ı kaptıkları gibi sarayın yer altı katlarında bulunan zindana götürmüşler. Gece yarısı Karagöz ile Hacivat zindana inmiş ve Hacivat uzaktan akrabası zindancıbaşıyla görüşmüş. Keloğlan'ı salıvermesini bu durumun kimse tarafından bilinmeyeceğini söylemiş. Hacivat'ın ricası ve verdiği on altın üzerine zindancıbaşı Keloğlan ile Karagöz ve Hacivat'ı gizli bir geçitten saray dışına çıkarmış.

Zindancıbaşı: " Bak Keloğlan yirmi yıldır bu zindandayım. Padişahıma isyan eden karşı çıkan düşman olan boyun eğmeyen yüzlerce insanın hayatına son verdim. Şimdiye kadar bir kişi bile bu zindandan sağ kurtulamadı. Hacivat'ın hatırına seni bırakıyorum. Eğer ki bir daha bu zindana gelirsen vay haline! Bir Hacivat değil bin Hacivat gelse seni kurtaramaz dedikten sonra Keloğlan'ın ensesine öyle sert bir tokat vurmuş ki onu toza toprağa bulamış.

Zindancıbaşı gittikten sonra Karagöz ile Hacivat Keloğlan'ı kucakladıkları gibi oradan kaçırmışlar. Keloğlan günlerce ölümle cebelleşmiş. Gitmiş gitmiş gelmiş. Sonradan Keloğlan biraz kendine gelince sormuş: " Ne oldu? Neredeyim ben? "
Bunun üzerine Hacivat: " Dağda bayırdayız Keloğlan. Tam altı gündür kendini bilmeden yattın. Terledin durdun. Zindancıbaşı gitmene izin verdi. "
Keloğlan: " Of ensem! Ne biçim zindancıbaşıymış o. Enseme öyle bir tokat vurdu ki tarifi imkansız. Sanki öldürmek için vurdu. "
Hacivat: " Tabi öldürmek için vurdu. Seni bıraktığını denizler padişahı bir duyarsa zindancıbaşını en yüksek direğe astırır. Artık akıllan Keloğlan babanın intikamını aldın. Bunu böyle kabul et. Denizler padişahının ülkesini terk et. Var git köyüne evine. Kur düzenini rahat et. "
Daha sonra kendine gelen ve iyileşen Keloğlan'ı Alaca Köyü'nün yakınlarına kadar getirmişler. Keloğlan'dan bir daha denizler padişahıyla uğraşmayacağı sözünü alan Karagöz ile Hacivat Bursa'ya dönmüş.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım


 
    

İçeriği Sosyalleştir


Şu anda bu konuyu görüntüleyen etkin kullanıcılar: 3 (0 üye ve 3 konuk)
 
Seçenekler
Görüntüleme stilleri

Gönderme Kuralları
Konu açma yetkiniz yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti ekleme yetkiniz yok
Mesaj düzenleme yetkiniz yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Sitede Yeni misiniz? Yardıma mı İhtiyacınız Var?

Forum saati; Türkiye'ye göre ayarlanmış olup, şu an saat: 13:21.

Forum ve Yazılım Yasal Uyarı Künye
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.

ForumHayali.Com, lisanslı vBulletin® kullanmaktadır. Tüm yasal yükümlülüklerini yerine getirmiş olan legal bir genel forum sitesidir.

ForumHayali; 5651 sayılı kanuna göre yer sağlayıcı olarak tanımlanan, içerikleri önceden kontrol etme yükümlülüğüne sahip olmadığı için kullanıcıların paylaşımlarından ancak bildirim yoluyla haberdar olduğunda yasa gereği sorumluluğu doğduğundan, paylaşımlardan yana doğrudan sorumlu tutulamayacak bir genel forum sitesidir. Bu nedenle ForumHayali.Com üzerinde yayımlanan içeriklerin herhangi bir hak ihlâli oluşturduğunu ya da hukuksal bir sorun yarattığını düşünüyorsanız, hak sahibi iseniz, İLETİŞİM bağlantısındaki formu doldurarak gerekli bildirimde bulunabilirsiniz. Şikâyetiniz titizlikle incelendikten sonra tarafınıza geri dönüş yapılacak ve gerekli hallerde bahse konu içerik yayından kaldırılacaktır.

Kurucu: Dua '